Dr. Hasan Dursun

 

1.Geriatrik Patolojinin Esasları: 30-40 yaşlarına kadar artan fiziksel performans ve fonksiyonel yetenekler, daha sonra gerilemeye başlar. Zamanla doku, organ ve sistemlerin bir veya bir çoğunda az veya çok bozulmalar gözlenir. Fiziksel ve mental performans azalır ve nihayet kaçınılmaz son; ölüm vakti gelir...

            Yaşlanma olarak tanımlanan bu durum fizyolojik, psikolojik, ekonomik ve sosyal yönleri olan bir süreçtir. Demografik olarak nüfusun en yaşlı %10-12 lik bölümü yaşlı olarak kabul edilmektedir. Buna göre bir ülkedeki ortalama yaşama süresi, o ülkedeki yaşlanma yaşını belirleyen en önemli faktördür. Ancak çoğu ülkede demografik ve ekonomik nedenlerle yaşlılık sınırı ve emeklilik yaşı olarak 65 yaş kabul edimektedir.

            Yaşlanma fizyolojik bir süreçtir. Ancak bu sürece bir çok patolojik değişiklik ve kronik hastalık eşlik eder. Yaşlıların pek çoğunda nörolojik, ortopedik ve/veya kardiyo-pulmoner bozulmalar başlamıştır ve bu bozulmaların her biri için ayrı ayrı tedavi ve rehabilitasyon programları gerekecektir. Bu nedenle yaşlılarda fonksiyonel restorasyona ve günlük yaşantıdaki bağımsızlığa yönelik uygulamalar daha karmaşık, daha yorucu ve zaman alıcıdır. Çünkü bunlarda bilinen rehabilitasyon uygulamalarından farklı olarak, genel bir kötüye gidişin durdurulması ve olabildiğince geriye döndürülmesi amaçlanır.

 2. Yaşlanma Teorileri: Yaşlanma ile ilgili teoriler “genetik (programlanmış) yaşlanma” ve “edinsel hasar (birikim)” teorisi olmak üzere iki başlık altında toplanabilir. Her türün kendine özgü yaşama süresi olması, yaşama süresinin monozigot ikizlerde uyum gösterirken dizigot ikizlerde uyumsuz olması ve soyağacı incelemelerinde de ömür uzunluğunun herediter geçiş göstermesi genetik teoriyi desteklemektedir.  Programlanmış hücre ölümünün (apoptozis) hücre sayısını gerektiği miktarda tutmak için gerekli olduğu ve bu yolla tehlikeli olabilecek self-reaktif lenfositler, tümör hücreleri veya virüslerle enfekte hücreler gibi istenmeyen hücrelerin yok edildiği düşünülmektedir. Ancak uygunsuz hücre ölümü, dokularda erken fonksiyon kayıplarına veya yıkıma neden olabilir.

            Radyasyon gibi çevresel faktörler, genetik şifre ile ilgili enzimleri etkileyerek, protein sentez bozukluğuna neden olabilir. Somatik mutasyonlar, kromozom anomalilerine ve hücresel disfonksiyona yol açmaktadır. Bunların dışında serbest oksijen radikalleri de internal hasara neden olabilir. Yaşlanmayla hücrelerde sarı-kahverengi lipofusin pigmenti birikir. Bu sitoplazmik mikro yapıyı bozuyor olabilir.

            Yaşlanma ile ilgili diğer bir yaklaşım da immünolojiktir. Yaşlanma ile birlikte otoantikorlardaki artış da bunu desteklemektedir. Antijenik özellik gösteren hücresel komponentler hücresel hasara neden  olabilir.

3. Sistem ve Organlarda Yaşlanmaya Bağlı Değişiklikler: Yaşlanma süreci içinde görülen fizyolojik ve patolojik değişikliklerin arasında kesin bir sınır çizmek çoğu zaman mümkün olmaz. Yaşa bağlı fizyolojik değişiklikler zamanla yaşa bağlı hastalıklara dönüşebilir. Örneğin yaşlılarda bir miktar unutkanlık normal karşılanırken, ağır bir hafıza kaybı (demans) patolojik bir olaydır. Bu ayırım patolojik olayların çeşitli yöntemlerle erken tanısı, önlenmesi, tedavisi ve restorasyonu için önemlidir. 

            Yaşlılarda genel olarak organ ve sistemlerin kapasite fazlası rezervleri kaybolur veya yok denecek kadar azalır. Bu nedenle örneğin grip gibi akut bir durumda kardiyak fonksiyonlar bozulabilir ve hastalık düzelse bile kardiyak sorunlar düzelmeyebilir. Yaşla birlikte boy kısalır. Dorsal kifoz ve göğüs çevresi artar. Vücut ağırlığı erkeklerde 50, kadınlarda 60 yaşına kadar artar, sonra kadınlarda daha yavaş olmak üzere azalır. Kas, karaciğer, beyin, kemik ve böbrek gibi organlarda apoptozis nedeni ile atrofi gözlenir. Ancak prostat, akciğer ve kalpte bu değişim gözlenmez. Total vücut su oranı yaklaşık % 6 azalırken, yağ oranı artar. Yaşlılarda maksimal solunum kapasitesi %60, sinir ileti hızı ve bazal metobolizma %15 oranında azalır. Otonomik refleksler yavaşlar ve bu nedenle postural hipotansiyon gelişebilir veya ısı değişikliklerine adaptasyon güçleşir.

4.Yaşlı Hastaların Klinik Özellikleri: Yaşlılarda birçok somatik ve psikiyatrik hastalık bulunabilir. Bunlar atipik, müphem veya özgül olmayan bulgularla ortaya çıkabilirler. Bunlardan bazıları, diğer aktif hastalıkları maskeleyebilir veya semptomları etkileyebilir. Yaşlı hastaların hastalıkları ile ilgili semptomları yorumlamaları da farklıdır. Bu hastalar akut miyokard infarktüsünde göğüs ağrısını, pnömanide öksürüğü, üriner infekisyonda dizüriyi tanımlayamayabilirler. Bu onların kültürel ve etnik birikimlerine, eğitim yetersizliklerine, depresyona, kognitif bozulmalara, yaşlılığa atfedilen semptomlara, ekonomik veya tıbbi bakımla ilgili yetersizliklere ve algılama değişikliklerine bağlıdır. Bu nedenle hastanın yakınmaları hem hasta, hem de çevredekiler tarafından zaman zaman yaşlılığa bağlı normal semptomlar veya hipokondriazis olarak algılanabilir ve ciddiye alınmaz.

            Yaşlı hastalarda konfüzyon, değişmiş duygular, akut demans gibi problemler enfeksiyon, kalp yetmezliği, renal fonksiyon bozukluğu, elektrolit dengesizliği veya ilaç yan etkisi gibi psikiyatrik olmayan nedenlere bağlı olabilir. Buna karşın depresyon gibi psikiyatrik bir problem baş ağrısı veya gastrointestinal rahatsızlık şeklinde ortaya çıkabilir. İşitme kaybı, görme kusuru, inme (stroke) veya demansa bağlı konuşma, anlama, yorumlama (kognitif) bozuklukları ve psikomotor yavaşlama hasta ile hekim arasında anlaşmayı zorlaştırır. Bu nedenle hastadan alınan öykü, hastanın bir yakınına doğrulatılmalıdır. Tüm bunların dışında yaşlılara gösterilen ilginin azlığı ve onlar için ayrılan zamanın kısıtlı olması doğru tanı için en büyük engeldir.

            Yaşlılarda osteoartrit, osteoporoz, anemi, kardiyovasküler hastalıklar, malignite ve malnutrisyon gibi kronik hastalıklar sıktır. Bu organ /sistem bozukluklarının birden fazla olmasını, semptomlar kadar klinik ve laboratuar bulgularını da etkiler. Kronik hastalıklar kolaylıkla sekel bırakır ve ayrı ayrı veya toplam olarak çeşitli vücut fonksiyonlarını ve günlük yaşam aktivitelerini etkiler. Bu nedenle fonksiyonel yetersizliklere yol açacak olan sekonder etkilerin önlenmesi en az tıbbi tedavi kadar önemlidir.

5. Yaşlılarda Önemli problemler: Yaşlı hasta değerlendirilirken karmaşık klinik görünümler nedeni ile doğru tanının konulması, varsa hastalık ve buna bağlı fonksiyon kayıplarının saptanması önem taşır. Hastadan aldığı reçeteli/reçetesiz ilaçları, beslenme bozukluğu, düşme, inkontinans, immobilite, sigara içimi, egzersiz, alkol alımı ve seksüel fonksiyonları da içeren ayrıntılı bir anamnez alınmalıdır. Hastanın kongnitif, davranış ve duygusal durumları; kendisinin tariflediği yaşam kalitesi kaydedilmelidir.

            Kronik Ağrı: Periferik, santral veya psişik nedenlerden kaynaklanan kronik ağrı, yaşlıların yaklaşık ¾’ünde görülen en önemli sakatlık nedenlerinden biridir. Buna karşılık yaşlıların önemli bir kısmı ağrı nedeni ile tedavi görmemektedirler. Yetersiz ağrı tedavisine neden olarak tıbbi ve cerrahi tedavilerin dışında, uygun bir ağrı tedavi yönteminin bulunmaması, analjeziklerin potansiyel riskleri ve hastanın ağrı ile ilgili yakınmalarını yanlış anlama gibi nedenler sayılabilir. Genel olarak kronik ağrı tedavi kliniklerinde yaşlıların tedaviye alınmasına direnç vardır. Çünkü yaşlı insanların aynı zamanda başka sorunları da vardır ve bu ağrı tedavisini zorlaştırır. Oysa aynı kriterlere göre tedaviye alındıklarında kendilerinden genç olanlarla eş değer bir iyilik hali elde edilmektedir.

            Duyu Kayıpları:Yaşlılarda görme, işitme kayıpları sıktır ve genellikle yaşlanmaya bağlı normal bir olay olarak kabul edilir. Bu nedenle hastalar bu problemi doktora söylemezler. Ancak hasta bu nedenle toplumdan izole olur, entelektüel ilgisi azalır, depresyon ve paranoya gelişir. Düşme, kaza ve yaralanmalar olur. Bu nedenle yaşlılar rutin olarak görme ve işitme testlerinden geçirilmelidirler. Uygun bir gözlük ve işitme cihazı ile psikososyal problemler, iyi bir aydınlatma ile de düşme ve kaza riski azaltılabilir. Özellikle alt kesimlerde, çeşitli nöropatilere ve dejeneratif eklem hastalıklarına bağlı proprioseptif duyu kayıpları denge bozukluğu, düşme ve sakatlıklara neden olabilir.

            İnstabilite ve Düşmeler: Yaşlı hastalar atik değildirler. Yürümeleri zorlaşmış, koordinatları zayıflamıştır ve gençlere göre daha tehlikeli yürürler. Vücut kontrolleri, denge refleksleri, kas gücü ve tonusu, adım uzunluğu azalır ve hiç olmayacak bir yerde düşebilirler. Postural instabilite, yürürken salınımın artması, deformitelere bağlı pozisyon hissinin azalması ve yürüme problemleri düşmeye yatkınlık yaratan başlıca faktörlerdir. Görme, işitme ve denge problemleri ile hafıza kayıpları ve ilaç yan etkileri de bunu arttırır. Artmış düşme eğilimi kırık, yaralanma, fonksiyon kayıpları ve ölüme neden olabilen bir problemdir. Yaşlılarda kazalara bağlı ölümlerin 2/3’ü düşmelere bağlıdır. İnstabilite nedeni ile her yıl yaşlıların 1/3’ü düşer ve düşmeye bağlı komplikasyonlar  nedeni ile bunların %1-40’ı hastaneye yatırılır. Hastaneye yatırılanların yarıdan fazlasının bir yıl içinde yaşamını yitirdiği bilinmektedir.

             İnkontinans: Üriner inkontinans yaşlı kişilerin kendine olan saygılarını ve toplum içine girmelerini önemli derecede etkiler, bası yaralarına, kateter problemlerine, tekrarlayan enfeksiyonlara, sepsis ve ölüme neden olabilir. İnkontinans kadınlarda daha belirgin bir problemdir ve pelvik kasların ve sfinkterlerin zayıflamasına bağlıdır. Erkeklerde benign prostat hipertofisi nedeni ile idrar çıkışı engellendiği, diyabetli hastalarda ise detrüsör tonusu kaybolduğu için mesane tam olarak boşaltılamaz ve stres inkontinans veya sık sık, az az idrar kaçakları görülür.Yorgunluk, konfüzyon, immobilizasyon gibi durumlarda, infeksiyonlarda, sedatif ve antikolijenik ilaç kullanımına bağlı, fekaloid birikimi, spinal kord basısı, depresyon ve öfke gibi psişik faktörlere bağlı geçici inkontinans da görülebilir.

            Çeşitli santral sinir sistemi patolojilerinden sonra detrüsör tonusu artabilir. Bu durumda hafif bir uyarı inhibe edilemeyen detrüsör kontraksiyonlarına neden olabilir. Sonuçta mesane hacmi azalır. Hasta sık sık, sıkışarak, özellikle geceleri işeme ihtiyacı hisseder. Zaman zaman da kaçırır. Bunların dışında atrofik vajinit, üretrit, interstisyel sistit gibi kronik infeksiyonlar da inkontinansa neden olabilir.

            Demans:Yaşlıların mental fonksiyonlarını değerlendirmek zordur. Çünkü yaşa bağlı doğal değişiklikler, sistemik hastalıklar ve yetersiz sosyal ilişkilere bağlı davranış buzuklukları arasındaki ilişkileri ayırmak zordur. Yaşlıların yaklaşık %50’sinde mental problemler vardır. Bunların %10-20’sinde entelektüel fonksiyonlar bozuktur, %5-23’ünde klinik olarak depresyon bulguları vardır ve yaşlı hastalar muayene edilmeden demanslı, organik beyin sendromlu veya depresif olarak nitelendirilebilirler. Bu durum gerekli tedaviyi engeller.

            Demans, bilincin açık olmasına rağmen, sosyal ve meşguliyetle ilgili entelektüel fonksiyonlarda tam bozulmayı anlatan klinik bir sendromdur. Hafıza kaybı mutlaka vardır.Bunun yanında düşünme, yargılama ve yüksek kortikal fonksiyonlarda bozulma veya kişilik değişiklikleri gibi bulgular gözlenir. Demanslı hastaların yeniden eğitilmeleri zordur. Demanslı bir çok hasta sonuçta fiziksel olarak bağımlı hale gelir. Ayrıca bu hastaların kendileri için ne istedikleri tam olarak anlaşılamaz ve bu nedenle hayatın kalitesi tam olarak değerlendirilemez.

            Depresyon: Depresyon uyku problemi, otonomik semptomlar, çeşitli atipik fiziksel yakınmalar ve endişe ile karakterli klinik bir tablodur. Artmış hüzün, anksiyete, irritabilite, azalmış duygusal tonus, daha önce zevk alınan aktivitelerden zevk alamama ve apati gibi davranışsal değişiklikler vardır. Ağır depresyonda anksiyete, huzursuzluk ve kaygı ile birlikte psikomotor retardasyon veya aktivasyon bulunur. Hastalar kendilerini işe yaramaz, suçlu ve günahkar olarak kabul ederler.

            Yaşlıların pek çoğunda depresyonla birlikte kronik ağrıya yol açan ek problemler de vardır ve bunlar depresyonun derecesini etkiler. Ancak yaşlılar depresif yakınmalarını açıklarken sıklıkla ağrıyı kullanabilirler. Bu nedenle depresyon tedavisi, kronik ağrı tedavisi ile birlikte yürütülmelidir.

             Enfeksiyon:Yaşlı hastalar zayıflamış immün sistem nedeni ile enfeksiyon riski altındadır. Bunlarda enfeksiyonun klinik bulguları atipiktir veya özgül değildir. Ağrı olmayabilir, ateş yok veya subfebril olabilir. Lökositoz daha az, ancak sola kayma belirgindir. Bazen hiçbir klinik bulgu olmayabilir. Etken patojenler genç erişkinlerden daha farklı, antibiyoterapi ise daha az etkili ve risklidir. Bu nedenle tedavi kültür sonucuna göre yapılmalı ve mümkün olduğunca aminoglikozid gibi toksik antibiyotikler kullanılmamalıdır.

            Beslenme:Yaşlanmayla protein ihtiyacı değişmezken karbonhidrat ve yağ ihtiyacı azalır. Bu hastalarda aşırı kilodan, yüksek kolesterollü ve kalorili rejimlerden sakınmalı, lif içeriği yüksek besinler tercih edilmelidir. Kilogram başına 1,5 g/gün protein, 3 g/gün karbonhidrat ve 1 g/gün yağ uygun bir rejim olarak önerilmektedir. Yaşlılar vitamin ve mineral karışımı ilaçların kendilerine zindelik vereceğine inanırlar. Ancak metabolizmadaki yavaşlamaya bağlı olarak vitamin ihtiyacı da azalır. Bu durum çinko, demir ve kalsiyum hariç diğer mineraller için de geçerlidir.

            Yaşlılarda diş çürüğü veya periodontal hastalıklara bağlı olarak diş kaybı olur. Diş etleri çekilir ve alveolar kemik rezorbsiyonu ortaya çıkar. Dilde tat tomurcukları azalır ve tat ayırım yeteneği bozulur. Diş ve tat problemleri beslenmeyi olumsuz etkileyebilir. Bunlarla birlikte tuzsuz ve benzeri rejimler, protein, vitamin ve mineral eksikliklerine neden olabilir.

            Yorgunluk: Yorgunluk yaşların büyük bir kısmını etkileyen önemli bir problemdir ve bunun olguların % 47’sinde organik, %53’ünde ise psikolojik kaynaklı olduğu saptanmıştır. Yaşlıların efor kapasiteleri kasların enduransına ve kardiyak fonksiyona bağlıdır. Ciddi bir kalp problemi olmayan atletik yaşlılarda endurans, sedanter  gençlerden daha fazladır.

             Psikososyal ve Ekonomik Sorunlar:Yaşlanmayla birlikte fiziksel kapasite, kendine güven, sosyal durum, seven dostlar, bağımsızlık ve gelir düzeyi azalır veya kaybolur. Bunlar medikal problemlerin dışında hastanın genel sağlık durumunu büyük ölçüde etkiler. Bu nedenle anamnez alınırken hastanın aile ilişkileri, sosyal çevresi, evindeki fonksiyonel kapasitesi, günlük yaşam aktiviteleri ile zihinsel ve mental durumundaki değişiklikler sorgulanmalıdır. Bir işte çalışmak, fizik kapasitenin korunması, sosyal desteğin devam etmesi ve kendine güven açısından oldukça önemlidir.

            Fonksiyon Kayıpları: Yaşlıların önemli bir özelliği de fiziksel yeteneklerdeki azalmadır. Bu azalma sinir sistemi lezyonlarına, kemik, eklem ve kas patolojileri ile akciğer, kalp ve /veya damar patolojilerine bağlı olabilir. Kas-iskelet sistemi patolojilerinin sıklığına rağmen, ağır fonksiyon kayıpları daha çok nörolojik nedenlere bağlıdır. Bu nörolojik nedenlerin başlıcaları demans, hemipleji, parkinsonizm ve spinal kord lezyonları olarak sıralanabilir. Nörolojik bozukluklar sıklıkla iletişim veya mental bozulmayla beraberdirler.

6. Yaşlılarda Rehabilitasyon Uygulamaları: Yaşlılığa özgü sorunlar ve eşlik eden birden çok kronik hastalık, yaşlı hastalara karşı daha farklı ve özenli bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Bu ihtiyaç “geriatrik rehabilitasyon” kavramının doğmasına neden olmuştur. Geriatrik rehabilitasyon gerçekte klasik rehabilitasyon uygulamalarından çok farklı değildir. Farklı olan, yaşlılığa özgü gidişi engellenme veya geciktirilme çabasıdır.

            Hastanın  kalan ömründe yaşam kalitesini artırmak amacı ile yapılacak etkin bir rehabilitasyon, yaşlı bireyin daha bağımsız ve daha sosyal olmasına yardımcı olacaktır. Rehabilitasyon programının başarısı uygun şekilde düzenlenmesine bağlıdır. Ancak standart bir yaşlı tipi tanımlamak mümkün değildir ve uygulanacak rehabilitasyon programları birbirinden oldukça farklı olabilir. Rehabilitasyon programı fonksiyonel durumun yanı sıra, hastanın nörolojik durumuna, eklemlerinin hareket yeteneğine, kas gücüne ve aerobik kapasitesine göre düzenlenir.

            Yaşlılar hastanede yoğun bir rehabilitasyon programını tolere etmede veya bu programa katılmada zorluk çekebilirler. Bu nedenle hastaya ev egzersiz programı, evinde ziyaret gibi alternatifler sunulmalı, hasta yakınları yaşlılık,  yaşlılığa bağlı hastalıklar, rehabilitasyon uygulamaları ve elde edilmesi beklenen sonuçlarla ilgili aydınlatılmalıdır.

 7.Yaşlıların Değerlendirilmesi ve Tedaviye Yaklaşım: Yaşlılar genellikle kırılgandır ve agresif tanı ve tedavi uygulamalarından etkilenebilirler. Bu nedenle yaşlı hastalarla ilgili uygulamalarda daha hassas ve dikkatli olmak gerekir. Yaşlılarda küratif tedavi her zaman mümkün değildir. Tanı ve tedavinin amacı yaşama kalitesini artırmaya, kabul edilebilir bir fonksiyonel kapasiteyi sürdürmeye ve bağımsızlığı korumaya yönelik olmalıdır. Pahalı ve invazif tanı ve tedavi uygulamaları yarar / risk açısından değerlendirilmelidir.

            Yaşlıların fonksiyonel durumu ile genel sağlık durumları ve fizyolojik fonksiyon ve kapasiteleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

            Genel Sağlık Durumunun Değerlendirilmesi: Yaşlı bir hasta için rehabilitasyon planı yaparken onun genel sağlık durumu, varsa kronik hastalıkları ve kullandığı ilaçlar kaydedilmelidir. Hiçbir kronik hastalığı yoksa bile görme-işitme fonksiyonları, kardiyak performans ve solunum fonksiyonları, kas gücü ve ağırlık taşıyan eklemlerin durumu, osteoporoz ve kırık riski, zihinsel fonksiyonları, sosyoekonomik durumu ortaya konmalıdır. Bunun için hasta dosyaları standart olarak hem bir fonksiyonel değerlendirme skalasını, hem de spirometri, aerobik performans (efor) testi, üro-sistometri, kas gücü ölçümü, kemik dansitometresi, postür ve yürüme analizi gibi farklı organ ve sistemlerin fonksiyonel ölçümlerini içermelidir. Bu organ ve sistemlerin fizyolojik kapasiteleri ortaya konmalı ve yetmezlik durumlarında özgül tedavi ve rehabilitasyon programları hazırlanmalıdır.

            Fonksiyonel Durumun Değerlendirilmesi: Medikal problemlere bakarak fonksiyon kaybı hakkında isabetli bir tahminde bulunmak mümkün değildir. Bu nedenle tıbbi değerlendirmelerin yanında, basit ve güvenilir bir fonksiyonel değerlendirme skalası ile hastanın yaşam kalitesi ve bağımsızlık seviyesi de değerlendirilerek kaydedilmelidir. Bu amaçla kullanılan fonksiyonel değerlendirme skalalarında bir skor mekanizmasının bulunması,  herhangi bir sakat grubuna uygulanabilirliği ve denenmiş olması şartları aranmalıdır. Bu skalalar görme ve işitme yetenekleri, dişlerin durumu, kognitif fonksiyonlar gibi detayları da içermelidir. Bu amaçla kullanılan skalalardan biri PULSES profilidir. PULSES profili genel fonksiyonel performansın yanında mobilite, kendine bakım yeteneği, medikal durum ve psikososyal faktörler ile ilgili fikir verir. Kognitif kayıplar ise Mini Mental Durum Değerlendirme Cetveli (MMSE) ile değerlendirilebilir. MMSE skoru 24’ün altında ise bir anormallik vardır. Bu tür indeksler hastanın objektif ve duyarlı bir şekilde değerlendirilmesi yanında prognoz takibinde de kullanılabilirler.

  

PULSES profili (Her bölümde 1-4 arası derecelendirilme yapılır; 6 en iyi, 24 ise en kötü durumun göstergesidir)

P. Fiziksel kondüsyon (Physical condition) : Kardiyovasküler, gastrointestinal ürogenital, endokrin sistem gibi viseral yapıları ve nörolojik bozuklukları içerir

U. Üst ekstremite fonksiyonları (Upper limb function) : Kendine bakım aktivitelerini içerir (Ör: yeme-içme, giyinme, cihaz-protez takıp çıkarma temizlik, kıkanma ve hijyen gibi).

L. Alt ekstremite fonksiyonları (Lower limp function) : Mobiliteyi içerir (Ör: Tekerlekli iskemleden koltuğa, tuvalete duşa, banyoya transfer, yürüme, merdiven inip çıkma gibi).

S. Sensoriyel komponentler (Sensory components) : komünikasyon (işitme ve konuşma) ve görme ile ilgili fonksiyonları içerir.

E. Başaltım fonksiyonu (Excretory function ): mesane barsak enfeksiyonlarını içerir.

S. Destekleyici faktörler (Situational factors): Entelektüel ve emosyonel adaptasyon, ailenin  sağladığı destek ve finansal kaynakları içerir.

 

            Rehabilitasyon Uygulamaları: İnaktivitenin engellenmesi ve egzersiz yaşlı rehabilitasyonunun özünü teşkil etmektedir. Ancak yapılan çalışmaların başarısı için yapılan işin amacı ve önemi hastaya anlatılmalı ve hastanın onayı alınmalıdır. Bunun için yaşlılar sürekli olarak motive edilmelidir.

            Yaşlılarda erekt postür korunmalı, kifoz, rotoskolyoz, antialjik postür gibi postüral bozukluklar engellenmeli, gelişmişse tedavi edilmelidir. Kas gücü ve endurans (aerobik performans) artırılarak denge güçlendirilmeli ve rahat bir yürüyüş sağlanmalıdır. Dengenin geliştirilmesi, yürümenin rahatlatılması ve instabilitenin azaltılması için egzersizlerle birlikte görme ve işitme problemleri çözülmeli, ayak deformiteleri, diz ve kalça patolojileri tedavi edilmeli, proprioseptif impuls akışı stimule edilmelidir. Bu amaçla uygulanan ısı tedavisi, elektroterapi, mekanoterapi gibi pasif fizik tedavi uygulamaları ile oldukça iyi sonuçlar elde edilebilir.

            Yaşlıların aktif olarak bir işte çalışmaları teşvik edilmelidir. Bu mümkün değilse, el işi, sanat ve sportif aktiviteler gibi rekreasyonel faaliyetlerle ilgilenmeleri sağlanmalıdır. Bu hastayı hem fiziksel ve psikolojik, hem de sosyal ve ekonomik yönden aktive eder.

            Yaşlıların evde bağımsız yaşayabilmesi arzu edilir. Ancak bu bir yerden sonra mümkün olmaz ve ailenin bakım ve gözetim desteğine ihtiyaç duyulur. Yaşlı, ailenin yanında kalsa bile aile bireylerinin yardımı minimal olmalıdır. Aile desteği yetersiz ise veya mümkün değilse, yaşlı bir kuruma yerleştirilmelidir.

            Çeşitli egzersiz prosedürleri, postür, yürüme ve denge eğitimi, düşmelerin engellenmesi, iş ve uğraşı tedavileri ile psikolojik ve sosyal destek yaşlıların daha sağlıklı ve bağımsız birey olarak yaşayabilmelerini sağlayabilir.

 8.Kuruma Yerleştirme: Fonksiyonları bozulmuş yaşlı bir insanın bir kuruma yatırılması aile için son çaredir ve ancak diğer çözüm yolları kapandığında gündeme gelir. Ülkemizdeki Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı huzurevleri fonksiyonel olarak bağımsız yaşlılar için oldukça kaliteli bir yaşam ortamı sunmaktadırlar. Hemşirelik bakımı da verebilen huzurevleri ve benzeri kurumlar sosyal destekten yoksun yaşlılar için uygun bir ortam sunabilirler.

            Yaşlıların genel durumu huzurevlerine kabul edilme kriterlerine uygun olmayabilir. Benzer şekilde huzurevi sakinlerinde de ağır demans, nörolojik kayıplar, kırık, kas atrofisi, ağır kardiyopulmoner yetmezlikler gelişebilir. Bu hastalar için sadece sosyal destek veya hemşirelik bakım desteği yetersiz kalır. Bunlar ayrıca tıbbi desteğe de ihtiyaç duyarlar. Bunun için, hastanelerin geriatri servislerinde veya geriatri merkezlerinde hemşirelik bakımı ve tıbbi destek gerekir. Yaşlılar son yolculuğa kadar insan onuruna yakışır bir tedavi ve bakım desteğinden yoksun bırakılmamalıdır. Bu sadece ailenin ve çevredekilerin değil, sosyal güvenlik kuruluşlarının, devletin ve nihayet tüm toplumun sorumluluğudur.