Dr. Hasan Dursun

1.“Romatizma”nın Tanımı ve Tasnifi

Gövde, kol ve bacak ağrıları Hipokrat’tan beri “Romatizma” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım genel hatları ile bugün de geçerlidir. Eklemlerde ve kas-iskelet sisteminde ağrıya neden olan hastalıklara “romatizma” denmektedir.

“Romatizma” yaklaşık 100-150 yıl öncesine kadar tek bir hastalık olarak kabul ediliyordu. Günümüzde birbirinden oldukça farklı 100’den fazla hastalık “Romatizma” olarak kabul edilmektedir.

Romatizmal hastalıkların bir kısmı dokuların yıpranmasına bağlıdır, yani dejeneratiftir. Bu dejenerasyon bazen kopma, yırtılma, ezilme gibi dokulardaki büyük ve ani gelişen hasarlara, bezen de gelişen mikro-hasarların zaman içinde birikimine bağlıdır.

Diğer bir grup ise oto-immun’dur. Yani bağışıklılık sisteminin kendi dokularına saldırmasına bağlıdır. Bu hastalıklar iltihaplı (enflamatuvar) eklem romatizmaları olarak bilinirler. Bu tür romatizmaların ortaya çıkabilmesi için genetik yatkınlık, psişik veya fiziksel bir travama ve bağışıklık sistemini uyaran bir provokatör ajan (muhtemelen bir mikrop) olmak üzere en az üç faktörün bir arada olması gerekir.

Ayrıca çeşitli enfeksiyonlar, sinir hastalıkları, psikolojik sorunlar, hormon hastalıkları, vitamin ve mineral eksiklikleri de romatizmal ağrılara neden olabilir.

2.“Romatizma”nın Tedavisi

Tedavide altta yatan nedeni anlamak ve ortadan kaldırmak önemlidir. Ancak bu her zaman mümkün olmayabilir. Bu durumda ağrı, eklem şişliği, tutukluk, halsizlik gibi belirtilerin tedavisi ön plana çıkar. Tedavide sistemik ve lokal uygulamalar bir arada olmalı, genel sağlığın ve vücut fonksiyonlarının korunmasına dikkat edilmelidir.

Tedavide en çok kortizon ve/veya kortizon olmayan antiromatizmal ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların mide, karaciğer ve böbrekler üzerinde istenmeyen etkileri vardır. Vücutta su ve tuz tutarak ödeme neden olabilirler. Metotreksat ve biyolojik ajanlar gibi bazı ilaçlar ise bağışıklık sistemini baskılayabilir.

3.“Romatizma” ve Beslenme

a.Sağlıklı Beslenme: Romatizmal hastalıklarda beslenme genel sağlığın korunmasına, tedavinin desteklenmesine ve ilaç yan etkilerinin azaltılmasına yönelik olmalıdır.

Genel sağlık için beslenme ile birlikte yüksek moral, yeterli kişisel bakım, sağlıklı çevre, düzenli uyku ve egzersiz de ihmal edilmemelidir.

Besinler temiz, taze ve doğal (organik) olmalı, zararlı katkı maddeleri içermemeli ve sağlıklı ortamda saklanmalıdır. Hazır yiyecekler, yanmış yağlar ve kızartmalardan uzak durmalıdır.

Yemekler az pişmiş olmalı, çok sıcak veya çok soğuk olmamalı, iyi çiğneyerek ve yavaş yenmeli, yemek öğünlerine uyulmalıdır.

Düzenli barsak pasajı için posalı gıdalar; taze sebze ve meyveler, kuru baklagiller daha sık tüketilmelidir. Evde mayalanmış yoğurt ve kefir (probiotikler) barsak florasını düzenlemeye yardımcı olurlar.

İştah sorunları, çene eklemi ve dişlere bağlı çiğneme problemleri, eklem ağrıları, halsizlik, tutukluk ve yemek hazırlamadaki güçlükler yetersiz beslenmeye neden olabilir.

Diğer yandan aşırı beslenme ve obeziteden sakınmak gerekir. Obezite tüm organ ve sistemler için risk faktörüdür. Mekanik yükleri artırarak ve kan dolaşımını bloke ederek doku hasarını ve enflamasyonu artırır.

Patetes kızarması, mısır gevreği, simit gibi yüksek glisemik endekse sahip karbonhidratlar kan şekeri seviyesini yükselterek ağrı ve enflamasyonu kolaylaştırabilir. Çok fazla Omega 6 yağasidi de ağrı ve enflamasyonu artırır. Yemekteki yağ ve karbonhidratlara dikkat etmek gerekir.

Kepekli tahıllar, organik sebze ve meyveler ve omega 3 yağ asitleri özellikle tüketilmelidir.

Beslenmenin önemi ve beslenme disiplini konusunda hastalar uyarılmalıdır.

b.Romatizmal Hastalıklarda Beslenme

Romatizmal hastalıklar için (Gut hariç) yararı bilimsel olarak kanıtlanmış bir beslenme rejimi mevcut değildir. Ancak romatizmalı hastaların %30-40’ı bazı gıdaların yakınmalarını artırdığını, bir kısmı da bazı gıdaların kendilerine iyi geldiğini düşünmektedirler.

Bazı bitkisel proteinler antikor üretimini uyarıyor olabilir. Hasta bazı gıdaların kendisine dokunduğunu veya iyi geldiğini düşünüyorsa diyette buna göre bir düzenleme yapmak gerekir. Şüpheli gıdalardan bir müddet uzak durmak, daha sonra az miktarda tüketimine izin verilerek yakınmaların artıp artmadığını gözlemek akılcı bir yoldur.

Yağlar, özellikle de basit yağlar olarak bilinen yağ asitleri genel sağlık için olduğu kadar, romatizma için de önemlidir.

Doymuş yağ asitleri sıkı bir şekilde istiflenerek depolanabilirler ve enerji üretiminde kullanılırlar. Hayvansal yağların büyük kısmı enerji için depolanmış doymuş yağ asitlerinden oluşur.

Doymamış yağ asitleri;

Omega 3: ALA (α-linolenik asit), EPA  ve DHA ). Diğerleri ALA’dan sentezlenir.

Omega 6:Linoneik asit, GLA, DGLA ve araşidonik asit. Diğerleri linoleik asitten sentezlenir.

Omega 9:Oleik, erusik asit.

Bu yağların her birinin cis ve trans şekilleri vardır. Cis şekilleri daha stabildir ve daha düşük ısıda erirler. Hücre zarının yapısında ve çeşitli biyolojik olaylarda rol alırlar. Trans yağlar daha instabildir, daha yüksek ısılarda erir ve doymuş yağlar gibi davranır. Cis yağlar doğal, trans yağlar yapaydır.

Margarinler ve işlenmiş yiyecekler (bakkal raflarında, kapalı paketlenmiş malzeme) trans yağlar içerir. Bu yağlar tamir için kullanılmazlar, ancak enflamatuvar süreci başlatırlar. Yüksek trans yağlı diyetler ile ateroskleroz ve kalp hastalıkları arasında bağlantı olduğunu göstermiştir.

İnsan vücudu linoeik asit (Omega 6) ve α-linolenik asit (Omega 3) hariç diğer tüm yağ asitlerini kendisi üretebilir. Esansiyel yağ asidi denen bu iki yağ asidini dışarıdan almak zorunludur.

Esansiyel yağ asitleri prostaglandin oluşumunda kullanılırlar. Prostaglandinler kan basıncıkan pıhtılaşması, kan yağ seviyeleri,bağışıklık (korunma, tamir ve yenilenme) tepkilerini denetlerler.

Omega 6 yağ asitlerinden araşidonik asitten sentezlenen prostaglandinler kan basıncını ve pıhtılaşmaya eğilimi artırırlar, kan yağlarını yükseltirler ve enflamasyonu (iltihabı) tetiklerler. Yine bir Omega 6 yağ asidi olan Gamma linoleik asit ve Omega 3 yağ asitlerinden sentezlenen prostaglandinler ise tam tersi etki gösterirler. Kan basıncını düşürür, pıhtılaşmayı engeller, kan yağlarını düşürür ve enflamasyonu baskılarlar.

Birbirinin aksi etki göstermekle birlikte hem Omega 6, hem de Omega 3 yağ asitleri vücut için yararlı ve gereklidir. Bunlar arasında henüz tam anlaşılamamış bir etkileşim vardır. Sağlık için bunların bir birine oranı önemlidir ve bu oran (Omega 6/Omega 3 oranı) 1-4/1 olmalıdır. Oysa batı tipi beslenmede bu oran 15-25/1’dir. Omega 6 yağ asidinin aşırı miktarda tüktetimi kanser ve kalp-damar hastalıkları ile ilişkili bulunmuştur. Bu aynı zamanda enflamatuvar ve/veya otoimmun hastalıklara da zemin hazırlıyor olabilir.

Bu oranı dengede tutmak için Omega 3 içeren yiyecekler daha sık tüketilmeli veya gıda desteği olarak omega 3 preparatları kullanılmalıdır.

Sağlıklı yağ asitlerinin en iyi kaynağı;

              Omega-3: Yağlı balıklar (somon, ton balığı), balık yağı, keten tohumu yağı, ceviz.

              Omega-6:Çam fıstığı, ayçiçeği çekirdeği, antep fıstığı.

              Omega-9: Sızma zeytinyağı, avokado, fıstık, badem.

Bitkisel yağların Omeag 3 ve Omega 6 oranları

       Yağlar                               Omega 3 (%)                     Omega 6 (%)

 

       Keten Tohumu                   50-60                                 15-20

       Ceviz                                 5-10                                   20-30

       Soya                                   5-10                                   40

              Ayçiçeği              0,5                                      65

       Mısır özü                           0,5                                      60

       Zeytinyağı                         0,5                                      10

 

Bitkisel yağlar daha çok Omega 6 yağ asidi içerirler. Bazı bitkisel yağların Omega 6 / Omega 3 oranları yukarıda verilmiştir. Bu oran beslenmeye bağlı olarak özgür tavuk yumurtasında 1/1 - 3/1 iken, fabrikasyon yumurtada 20/1’dir.

Omega-3 yağ asidi soğuk sularda yaşayan yağlı balıklarda (somon, ton balığı, uskumru, sardalya, hamsi), keten tohumu, ceviz, badem, fındık ve daha düşük oranda kuru fasulye, nohut, marul, lahana ve diğer yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.

Yüksek oranda sebze, meyve, zeytin yağı ve Omega 3’ten zengin yağlı balıkları içeren (Akdeniz tipi ) beslenmenin artrit riskini azalttığını göstermiştir. Artritli hastalarda Omega 3 takviyesi serum reaktif protein (CRP) seviyesini düşürmektedir.

Bitkilere rengini ve kokusunu karotenoidler ve bioflavonoidler (Vit. P) denen pigmentler ve uçucu yağlar verir. A ve E vitaminleri de bazı karotenoidlerin parçalanması ile oluşur. Bu maddeler doku hasarının engellenmesi ve tamiri için gereklidirler. Bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıkları engelleyebilirler. İnsan vücudunda üretilemezler. Bu nedenle dışarıdan alınmaları zorunludur. Kokulu ve renkli bitki ve bitki tohumları bol tüketilmelidir.

Alkol romatizma için yararlı olabilir. Nedeni bilinmemekle birlikte alkol kullananlarda artrit bulgularında azalma olmaktadır. Ancak karaciğere dokunan ilaç kullananlar dikkatli olmalıdır.

4.Romatizma’da Vitamin Desteği

D vitaminin kemik dışında bağışıklık sistemi, kas ve eklemler üzerinde olumlu etkileri vardır. Romatizmalı hastalarda D vit. seviyeleri genel olarak düşüktür. Ayrıca kortizon D vitamininin aktivasyonunu engeller.

Kronik ağrılı durumlarda B grubu vitaminlerin eksikliği söz konusu olabilir. Proteinden fakir beslenme veya yaşlılarda mide salgısındaki azalma B12 vit. eksikliğine neden olabilir. Kan vitamin seviyesi normal olsa bile doku düzeyinde eksiklik söz konusu olabilir. Mide sorunu olanlarda parenteral B12, metotreksat kullananlarda ise folik asit desteği gerekir.

5. Romatizmada Gıda Destekleri

Gıda destekleri bazı doktorlar tarafından önerilmekle birlikte hala şüpheyle yaklaşanlar da vardır. Destek tedavileri bazan zararlı olabilir. Bunların yan etkileri olabilir veya diğer ilaçlarla etkileşebilirler. Aşağıda en sık kullanılan preparatlardan kısaca söz edilmiştir.

a.SAM-e (S-adenosyl-L-methionine):SAM-e eklem mobilitesini artırır, kartilajı tamir eder, artroz, fibromiyalji, bursit, tendinit, kronik bel ağrısı ve depresyon belirtilerini azaltır. İhtiyaç duyulan SAM-e vücutta metyoninden üretilir. Ancak yaşlanmayla, depresyonda, B vit. veya metyonin eksikliğinde kan seviyesi düşer. Artroza bağlı eklem ağrısını ve enflamasyonu azaltmada etkilidir. Etkisi hızlıdır, 1 haftada ortaya çıkar. Yan etkisi düşüktür, ancak pahalıdır. Maksimumu yarar için yeterli B vitamini (B12, B6, folate) alınmalıdır. Uzun süreli kullanımına ilişkin araştırmalar yetersizdir.

b.DMSO (Dimetilsulfoksitin)  ve MSM (Metilsulfonilmetane): DMSO taze meyve, sebze, balık ve tahıllarda bulunur. MSM ise DMSO’in parçalanmasıyla oluşan bir kükürt bileşiğidir. MSM vücutta, hayvansal besinlerde, sebze, meyve ve tahıllarda doğal olarak bulunur. Bağ dokusu için gerekli sülfür içerir. Ayrıca ağrı iletiminde görevli sinir impulslarını bloke ederek ağıyı keser. Her ikisinin de eşit derecede antienflamatuvar etkisi olduğu düşünülüyor.Günde 6 g MSM ağrıyı kesmekte ve fonksiyonları düzeltmekte yararlı olabilir. Önemli bir yan etkisi yoktur.

c.Glikozamin ve Kondroitin: Glikozamin vücudun yapı taşlarındandır. Eklemde kıkırdak hücreleri tarafından sentezlenir. Kıkırdağın elastikiyetinden ve eklem yüzeyinin kayganlığından (lubrikasyon) sorumludur. Glikozamin takviyesinin kıkırdak yıkımını yavaşlattığı, eklem ağrılarını azalttığı ve eklem mobilitesini arttırdığı iddia edilmektedir.

Gıda desteği olarak kullanılan glikozamin yengeç, istakoz veya karides kabuğundan elde edilir. Sülfat ve hidroklorid bileşenleri vardır. Hidroklorid bileşikleri daha ucuzdur. Sülfat bileşikleri ise doğal glikozamine daha yakındır, kolay emilir ve daha etkilidir. Diyabetli hastalarda kan şekerini düşürebilir. Kanamayı artırabilir. Antikoagülan alanlarda dikkatli olunmalıdır.

Kondroitin de kıkırdak hücreleri tarafından sentezlenir. Doku içine sıvı çekerek elastisiteyi sağlar, kıkırdağı enzim aktivitesinden ve parçalanmaktan korur. Kondroitin takviyesinin de glikozamin gibi eklem ağrısını ve enflamasyonu azalttığı, eklem fonksiyonlarını düzelttiği, artrozun ilerlemesini yavaşlattığı iddia edilmektedir.

Gıda takviyesi olarak kullanılan kontroitinler inek nefes borusundan , domuz sakatatından veya köpek balığından elde edilmektedir. Köpek balığından elde edilen kondroitin ağır metal içerebilir. Bu neden tavsiye edilmemelidir.

Glikozamin ve kondroitinin etkisi haftalar sonra görülür. Ayrıca herkesde yararlı olmazlar. 2-3 ay içinde yararı görülmez ise kesilmelidir. Bazı çalışmalarda şiddetli diz ağrısı olanlarda ağrıyı azaltmada ağrı kesici ilaçlardan daha etkili bulunmuşlardır. Ancak kıkırdak hasarı her zaman ağrıdan sorumlu değildir.

Bunların tek tek mi, yoksa birlikte mi kullanılmaları gerektiği açık değildir. Bazı çalışmalarda birlikte daha etkili oldukları vurgulanmakla birlikte, bunun aksini iddia eden çalışmalar da vardır. Kondroitinin glikozaminin emilmesini engellediği bildirilmektedir.

WHO tarafından önerilmekle birlikte, son bilimsel çalışmalarda tek tek veya birlikte kullanımlarının uzun süreçte plasebodan üstün olmadığı gösterilmiştir. Gençlerde, zayıflarda ve hafif olgularda önerilmemektedir.

d.Kollajen hidrolizat: Enzimatik yolla parçalanarak emilimi kolaylaştırılmış kollajendir. Kıkırdak hücrelerini uyararak tamir süreçlerini uyardığı düşünülmektedir. Etkisi tartışmalıdır. İleri dönem artrozlu hastalarda etkili olduğu iddia edilmekle birlikte, etkisiz olduğunu gösteren çalışmalar da vardır.

6.Romatizmada Bitkisel Destekler:

MÖ 3bin:             Bu otu şarkı ve dualar ile ye

MS 1yy: Şarkı ve duayı unut, artrit için söğüt kabuğu, sıtma için kınakına kabuğu al

1820:                   Kınakına kabuğu ve söğüt kabuğunu unut, kinin ve salisilik asit al

1940:                   O bitkisel maddeler kötü, bu hapları ve antibiyotikleri yut

1965:                   O haplar doğal değil, bu bitkileri kullan

2000:                   Bu bitkilerin etkisi az, bu bitkilerden elde edilen urunleri kullan

2012:                   Kinin artık etkili değil, Artemisia annua kullan

2525:                   Bu bitkileri şarkı ve dualar ile kullan

Prof. Dr. Erdem Yeşilada (TEB - Tıbbi Bitkisel Ürünler’den alıntı)P

 

Bioflavunoid ve karotenoidlerden zengin, kokulu ve renkli (aromatik) besinlerin bir takım biyolojik etkileri vardır. Bu etkilerin bazen zararlı olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Aşağıda ağrı kesici ve antiromatizmal etkisi bilinen bazı bitkilerden söz edilmiştir.

a.Zencefil (Zingiber officinale): Zencefilin kökleri ve toprak altında kalan gövdesinden elde edilen tozlar, ekstreler, tentür,  kapsüller ve yağlardoğu tıbbında yüzyıllardan beri kullanılmaktadır. Artrite bağlı eklem ağrısı ve enflamasyonu azalttığı gösterilmiştir. Kurutulmuş toz zencefilin tazesinden daha etkili olduğu bildirilmiştir. Antikoagülan kullananlar dikkatli kullanmalı, ameliyat öncesi kullanılmamalıdır.

b.Zerdeçal (Curcuma longa): Zerdeçal Hindistan ve Endonezyada yetişir. Köklerinden köri sosu elde dilir. Zerdeçalın aktif maddelerinden biri kurkumindir. Kurkumin geleneksel Çin tıbbı ve Hint Ayurvedik tıbbında artrit tedavisinde kullanılmaktadır.

Zerdeçal artrite bağlı eklem ağrısını, enflamasyonu ve tutukluğu azaltır. Ayrıca hazma yardımcı olur. 800 -1200 mg zerdeçalın ibubrufenve fenilbutazonkadar etkili olduğu gösterilmiştir. Antikoagülan kullananlar dikkatli olmalıdır. Aynı zamanda karın ağrısına neden olabilir.

c.Yeşil Çay (Camilla sinensis):Yeşil çaydaki fitokimyasalların kalp hastalığı riskini azalttığı gösterilmiştir. Ayrıca artrite bağlı enflamasyonu ve kıkırdak yıkımını azaltıyor olabilir. Antienflamatuvar fitokimyasallar kafeinsiz ürünlerde de vardır. Yeşil çayın uyarıcı etkisi istenmiyorsa kafeini alınmış yeşil çay içilebilir.

d.Bromelain:Ananasta bulunan bir enzim olan bromelain gıdalarla alındığında proteinlerin sindirime yardımcı olur. Mide boşken alınırsa antienflamatuvar etki gösterir. Artritte eklem ağrılarını ve şişliği azaltır, mobiliteyi artırır. Bromelain içeren kombinasyonların antiromatizmal ilaçlara karşı bir alternatif olabileceği gösterilmiştir. Ancak alerjiye neden olabilir. Polen, lateks veya bal alerjisi olanlar dikkatli omadır.

e.Kedi Pençesi (Cat’s Claw - Uncaria tomentosa): Güney Amerika kökenlidir. Antioksidan, antienflamatuvar ve immun düzenleyici özellikleri mevcut. Günlük aktiviteler esnasındaki ağrıyı belirgin şekilde azalttığı, ancak geceleri ve istirahat esnasında olan ağrıyı fazla etkilemediği bildirilmektedir. Bir çalışmada romatoid artritte ağrılı eklem sayısını %50 oranında azalttığı gösterilmiştir. Bilinen yan etkisi yoktur. Ancak etkili dozu belli değildir. Bu nedenle hamileler, lohusalar ve 3 yaş altı çocuklarda önerilmemektedir.

f.Şeytan Pençesi (Devil's Claw - Harpogophytum procumbens): Güney Afrika tıbbında, eklem ağrısı ve enflamasyonu, bel ağrısı ve baş ağrısı tedavisinde kullanılan bir bitkidir. Artroza bağlı eklem ağrısını azaltmada ibuprofen veya naprokesen kadar etkili olduğu gösterilmiştir. 8 hafta, günde 60 mg alındığında hastaların %50-70’i eklem ağrısı, mobilite ve fleksibilitenin düzeldiğini ifade etmişlerdir.

g.Kuş Burnu: Kuş bununun artroz tedavisinde orta derecede etkili olduğu bildirilmektedir. Bir çalışmada 3 ay boyunca günde 5 g kuşburnu tüketen 94 hastadan 47’si 3 hafta içinde belirgin rahatlama hissetmiştir. Çalışmalara göre semptomlardaki azalma ile birlikte ilaç ihtiyacı da azalmaktadır.

h.Isırgan Otu: Avrupa ve Kuzey Amerikada artrit tedavisinde yaygın olarak kullanılır. Ağrı ve eklem enflamasyonunu azalttığı ileri sürülmektedir. Yaprakları ve sapları olduğu gibi veya çay, kapsül, tablet, tentür yada ekstre şeklinde kullanılmaktadır. Kökleri ise prostat tedavisinde kullanılmaktadır ve karıştırılmamalıdır.

i.Tripterygium wilfordii Hook F (thunder god vine -gök tanrı asması): Çin kökenli bu bitkinin kökünden elde edilen ekstreler romatoid artrit, lupus (SLE), nefrit, sedef hastalığı ve astım gibi bir çok otoimmun ve enflamatuvar hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Günlük 180-360 mg dozlarda yararlı olduğu ve iyi tolere edildiği bildirilmiştir. Daha yüksek dozlarda RA’lı hastaların %50 sinde ilk 4 haftada düzelme gözlenmiştir. Oldukça yüksek dozlarda bile ishal dışında fazla yan etkisi görülmemiştir.

j.Diğerleri:

Kırmızı biber (Şili biberi, acı biber -Capsicum spp)

Keklik üzümü (wintergreen - Gaultheria yunnanensis)

Buhur – Sığla (Boswellia serrata):

 

Söğüt kabuğu.